Suicide Squad (2016): Gerçek Kötüler Mi?

, , Leave a comment

ABD’ya ilk geldiğimde, bir yapımcı bana Amerikan filmlerinin başkarakterlerinin, John Doe adını verdikleri, toplumu temsil eden kişilerden seçildiklerini söylemişti. Ben de bunun demokrasinin bir işareti bulunduğunu düşündüm; Almanya’da kahramanlarımız, Nietzsche‘nin ve ordunun etkisiyle, hep ‘süper insanoğlu’ olurdu. Ana karakterlerin kurtarıcılar yerine averaj insanlardan seçildiğini ilk kez burada gördüm, bence bu demokrasinin bir işaretiydi.

Bu sözler, Metropolis, M ve The Big Heat benzer biçimde erken dönem klasiklerinin yönetmeni, Alman Fritz Lang‘a ilişkin. Lang’in bir demokrasi işareti olarak görmüş olduğu “orta sınıftan ana karakter seçme” geleneği, yakın zamana kadar Hollywood’da ve dünya sinemasında geçerliydi. İnsanlar, dünya savaşları benzer biçimde sıkıntılı dönemlerde kendilerini yakışıklı, kaslı, iyi yürekli, kuvvetli ve erdemli kurtarıcıların koruyacağını umdular, bugün devasa bir pazara dönüşen süper kahramanlar da bu şekilde ortaya çıktı. Lang’ın işaret etmiş olduğu ‘demokratik ortam’dan uzakta, iki harp arası, sıkıntılı koşullarda ortaya çıkan Superman, genel anlamda bu süper kahramanların ilk örneği sayılır; hepimizin bilmiş olduğu bu karizmatik İsa figürü aslen kel ve fena kalpli bir uzaylı olarak düşünülmüştür. Yayınevleri bu konsepti satın almayı tercih etmeyince, bugün tanıdığımız pelerinli kurtarıcı formuna kavuşur, ve oldukça büyük bir alt kültürün doğuşunu hazırlar. Dünyayı senelerce bu biçim übermensch‘ler kurtarmış olur, kaba tabirle “senin benim benzer biçimde” insanların da ana karakter olabileceği ise, Hollywood yardımıyla, gecikmeli olarak keşfedilir. Ana karakterler hikayenin kurgusu içinde kendince zaaflara haiz olur, onların amacına ulaşmasına engel olan fena karakterler de motivasyonlar kazanmaya, daha da inandırıcı kılınmaya başlanır. Bu da demode olunca anti-kahramanlar ile tanışırız: Negatif nitelikleri çoğunlukla ağır basan ana karakterler ortaya çıkar. Seyircinin serüvenini izlediği ve ister istemez desteklediği ana karakterin o denli da iyi biri olmadığının anlaşılması da apayrı bir ikilem yaratır.

suicide squad 2016 gerçek kötüler mi 01 Suicide Squad (2016): Gerçek Kötüler Mi?

DC’nin beyazperde evreninin üçüncü halkası Suicide Squad, anti-kahramanlardan bir sonraki evreyi gösteren, görece fena karakterlerin başrollerinde olduğu, tersine bir “süper kahraman” filmi. Filmlerini izlerken ya da çizgi romanlarını okurken, kayıtsız şartsız kazanmasını beklediğimiz süper kahramanların yakaladığı suçlular, burada ana karakterler. Fakat bu yürekli adımdan sonrası, ana karakterlerinin “kötülüğü” haricinde dümdüz, formülize bir süper kahraman filmi olarak tasarlandığı için film, bu büyük potansiyeli değerlendirmekten uzak.

Merkeze fena karakterleri aldığını iddia eden bir filmden, yapıyı tümüyle ters çevirip, şimdiye kadar iyi bildiğimiz karakterleri (Batman) terazinin karşı tarafına yerleştirmesini bekleyebilirdik sözgelişi. Suicide Squad ise, fena karakterleri başka kötülerle savaştırıp iyilermiş şeklinde kendilerini feda ettiklerini, çocuklarını koruduklarını, Dünya’yı kurtardıklarını göstererek, “mutlu son”unu geçtiğimiz yıllarda seyrettiğimiz Dreamworks animasyonu Megamind benzer biçimde ‘iyiye dönüşen kötüler’ fikri üstüne kuruyor. Bu, Amerikan blockbuster‘larının hemen hemen kati ve yüzeysel “iyi-kötü” ayrımından kopmaya hazır olmadığını gösterdiği için mühim. Harley Quinn benzer biçimde bir karakteri “arkadaşlarımı üzemezsin” repliğiyle fena kalpli cadıyı yere yıkan bir süper kahramana dönüştüren filmin yarattığı en büyük hayal kırıklığı da, her tarafına sinmiş bu temkinlilikten kaynaklı. Kötülerin motivasyonları senelerdir inceleniyor, fena adamların iki boyutlu ele alındığı filmler artık komik görünüyor. Kötüyü fena meydana getiren fikrin, kötüyü ana karaktere rakip icra eden fikirle aynı olmayabileceği; örneğin bundan önceki DC filmi Batman v. Superman: Dawn of Justice‘de çatır çatır adam öldüren Batman’in, devamlı işaret edilenin tersine iyi biri olmayabileceği ihtimali ise atlanıyor.

suicide squad 2016 gerçek kötüler mi 02 Suicide Squad (2016): Gerçek Kötüler Mi?

Geçtiğimiz yıl seyrettiğimiz aşırı formülize Marvel uyarlaması Ant-Man‘in ana karakteri Scott Lang bir hırsız; gene aynı beyazperde evreninin Iron Man‘i Tony Stark, zırhıyla dünyayı kurtarmaya başlamadan ilkin bir tabanca tüccarıydı. İki kahramanın “sonsuz yolculuğu” da, kendilerini kötüleştiren bu alışkanlıklarından kurtulmalarıyla son buldu. Stark Iron Man olunca erdem kazanıp tabanca satışlarını durdurdu, Lang hırsızlığı bıraktı. Suicide Squad’da, Hollywood’un büyük yıldızlarından Will Smith‘in canlandırdığı Deadshot, kızına daha iyi bir yaşam sunmak için kiralık katil olarak çalışan biri: Kiralık katil, hedefi asla ıskalamayan bir ölüm makinesi, her an her şeyi yapabilir, senelerdir sayıp sevdiğimiz Batman ile dövüşüp hapse tıkılıyor, sadece bir kızı var ve onu korumak zorunda ve bu yüzden 123 dakikalık filmin mühim bir bölümünde, başka süre yenilmesini isteyeceğimiz karakteri mazur görüyoruz (Bunda Will Smith’in tanıdık yüzünün tesirini de atlamamak lazım). Deadshot’a bir süre gösterdiğimiz bu hoşgörü, karakterin kızına geometri çalıştırdığı sahnede, yerini kayıtsız şartsız sevgiye bırakıyor. İyiler kazanmıştır, bundan dolayı Deadshot evinde, kızına geometri konu alıyor. Fakat sonrasında hapse girecek ve ihtimaller içinde bir Batman filmimizde fena karakter olarak karşımıza çıkarsa, kendimizi onun yerine Batman’in tarafını tutarken bulacağız.

Margot Robbie‘nin Harley Quinn‘i, “doğru”nun ne işe yaradığını bilen bir “deli” benzer biçimde sunulmuş, onu tam olarak ‘iyi’ olmaktan uzaklaştıran şey ise Joker’e duyduğu ‘aşk’. Sahnelerinin bir çok kesilerek hikayeye tesiri sıfırlanmış bir psikopat olan Joker, herhangi bir açıdan geliştirilmediği, bir tek canlandırılıp sıradaki filmlere hazırlandığı için hakkında net bir yorum yapabilmek bile mümkün değil, fakat karakterin önemine istinaden söyleyeyim: Jared Leto‘nun fazlaca tartışılan “pahalı” Joker’i Batman’e ve Gotham halkına yaşamı zindan edeli fazlaca olmuş; fakat karakterin bildiğimiz “popüler kültürü, insanları, hayatlarını, hislerini umursamayan, eylemlerini sonucunu asla düşünmeden hayata geçiren, kendine bile korkmadan zarar verebilen” imajından uzakta. Bu Joker cep telefonuyla sevgilisine mesajlar atan, dövmeli ve kaslı, kelimenin bugünkü tam anlamıyla bir “poster evladı”. Jack Nicholson‘ın yorumunda karakter sanat eserlerine zarar veriyordu, seksenlerin naifliği içinde bu görüntüden onun iyi mi biri bulunduğunu anlıyorduk; Heath Ledger yorumu ise bildiğimiz profile birazcık daha yakındı fakat o da insanları ve Batman’i umursuyordu (bakınız, The Dark Knight‘ın başarısız terör eylemini içeren final sahnesi). Bu Joker, örnek olarak The Dark Knight Returns‘teki yüzlerce insanı gözünü kırpmadan öldüren adama oldukça yakın duruyor olabilir, fakat Batman benzer biçimde mitleşmiş bir kahramana tehdit oluşturacak ölçekte bir suçludan fazlaca, öylesine adam öldüren, polisin hızla enseleyebileceği bir uyuşturucu kaçakçısını çağrıştırıyor; karakterin felsefesi için fazla yüzeysel bir izlenim bu da. Olan elinden geleni yapmış olup dünyanın en meşhur kötülerinden birinden yepyeni bir tip çıkaran Leto’ya olmuş doğal ki.

suicide squad 2016 gerçek kötüler mi 01 Suicide Squad (2016): Gerçek Kötüler Mi?

Gördük ki film, fena olarak sunmuş olduğu karakterleri (aşık olup ‘kötüleşen’ Harley, kızından dolayı ‘iyileşen’ Deadshot, vicdan azabıyla yaşayan El Diablo şeklinde), bildiğimiz “iyi ana karakter” tipine dönüştürdü. Batman’in düşmanı iyi biriyse, onunla savaşan Batman fena biri mi? Tüm anlatı türleri, iyi-kötü dengesinden “giriş-gelişme-sonuç” izleğine kadar, eskimiş seçimi bırakıp kendini yenilemeye o denli uğraşıyor ki, bu yenilenmenin izlerini gösterime giren her yeni gişe filmimizde birazcık daha net görebiliyoruz. Alakasız bir grup tipin “ekip olmayı öğrenişi”ni yüksek eğlence dozuyla özetleyen Guardians of the Galaxy, seyirciyle konuşan küfürbaz ana karakteriyle Deadpool, azca ilkin söylediğim Ant-Man ve Iron Man benzer biçimde Marvel karakterleri, karakter bazındaki değişimlere birer örnek. Suicide Squad da bu iyi-kötülerin en entegre halini sunuyor bizlere, bu sunuş filmin kendini klişeleştirme (yada yapımcıların kurguya olur olmaz yerlerde el atıp filmi klişeleştirme) çabasıyla birazcık tesirini kaybediyor, “grup kötüyle savaşır, içlerinden birinin kendini feda etmesiyle kötüyü yenerler, sonrasında ekip olmanın ne demek bulunduğunu öğrenirler” şemasını takip ettiğinden de orijinalliği anlaşılamıyor. Zira Hollywood yeterince örneksiz değil, yapımcılar da, “izleyici bunu istiyor” mantığıyla, örnek olarak fena karakterleri merkeze alan filmdeki karşı karakteri, senelerdir erdemliliğine bakıp gıpta ettiğimiz Superman, Batman benzer biçimde bilindik iyilerden seçebilecek cesarete haiz değil. Bu “iyi-kötü terazisini çevirme” işleminde şimdilik gidilebilecek en ileri noktaya giderek bilindik seyirciye katilleri ve delileri destekleten Suicide Squad’ın, bu türde elimizdeki en “yürekli” örneklerden biri bulunduğunu söyleyebiliriz sanırım.

Filmin bunaltıcı ve bilindik “iyiler kötülerle savaşıp yener” şemasının, bu ters çevirme işlemini gölgelediği, Dünya genelinde almış olduğu ilk eleştirilerden de belli oluyor. Beyazperde yazarları süper kahraman filmlerinden, günahıyla sevabıyla, sıkılmış benzer biçimde görünüyor. Senelerdir devam eden bu bombardımanın arkasından bu şekilde düşünmekte haksız da değiller: Kopuklukları, kurgu sorunları, göze sokulan müzik seçimleri, hatta yer yer sırıtan efektleriyle, oldukca iyi olmaktan uzakta duran Suicide Squad da, bu şemaya tümüyle teslim olduğundan hayal kırıklığı yaratıyor yalnız. Bu hayal kırıklığı DC’nin beyazperde macerasından (birazcık da haklı sebeplerle) hoşnut kalmamış eleştirmenlerde büyük bir tesir yaratmış olacak, filmin Rotten Tomatoes notu, asla hak edilmemiş, hatta nelere ne puanların verildiği düşünüldüğünde gülünç sayılabilecek bir %27. Beklenen yenilenmeyi hem DC filmleri özelinde, hem süper kahraman filmleri hem de tüm anlatı genelinde getirmekten uzakta kalmış olduğu için orta karar bulunmuş, uyarlandığı çizgi romanın potansiyelini değerlendiremediği için de yerin altına sokulmuş bir film Suicide Squad. Gene de görülmeye, ve büyük kusurları gözardı edilerek, süper kahraman filmleri arasındaki yeri ile beraber incelenmeye kıymet.

Kaydet

Daha önce de Hatalı Basım Harry Potter Kitaplar Açık Arttırmada! konusuna değinmiştik ona da bir gözatabilir, hakkında detaylı bilgiler alabilirsiniz.

43 kez okundu.

Paylaşın:

 

Leave a Reply

(*) Required, Your email will not be published